Kaybettiğimiz nice nimetin değerini elimizden çıkıp gittikten sonra daha iyi anlıyoruz... Hele ki bir daha geri gelmeyeceğini de öğrenmişsek... "Ah..." lar ile anıyoruz yitirdiklerimizi... Kıymetini bilememenin hüznü içinde... Belki de isyanvari umutsuzluklara düşüyoruz farkında bile olmadan.
Bazen de... Bakıyoruz, yitirmemişiz nimeti ama bir yitiren görmüşüz. Bizde var olan karşımızdakinde olmayan bir nimet...
Görmeyen bir göz...
Duymayan bir kulak...
Konuşamayan bir dil...
Yürüyemeyen bir bacak...
Yetim bir evlat...
Evsiz bir aile...
...
Gördüğümüzde bir şeyler kıpırdanır içimizde, kalbin empati odalarında... Bir tefekkür sayfası açılır görmesini bilene... Eldeki nimete şükre sevkeder lisanı ve dahi kalbi...
***
Çok geç olmadan...
Kıymetini bilmek için bakmak ve görmek gerek...
Ne buyurmuştu o kutlu Nebi (Sallallahu Aleyhi Vesellem)
" Beş şey gelmeden evvel beş şeyin kıymetini bilin:
1. Ölüm gelmeden önce hayatın,
2. Hastalık gelmeden önce sağlığın,
3. Meşguliyet gelip çatmadan önce boş vaktin,
4. İhtiyarlık gelmeden önce gençliğin,
5. Fakirlik gelmeden önce zenginliğin."
***
Kıymetini bilmek gerek her bir nimetin,
Yokluğuyla imtihan olmadan evvel...
Havanın... Suyun... Toprağın...
Dağın... Taşın... Ağacın...
Güneşin... Bulutun... Rüzgarın...
Yağmurun... Karın...
Kuşun... Kedinin... Köpeğin..
Annenin... Babanın... Kardeşin...
Eşin... Evladın... Akrabanın...
Arkadaşın... Dostun... Kuzenin...
Yürümenin... Koşmanın... Tırmanmanın...
Okumanın... Yazmanın... Çalışmanın...
Sağlığın... Huzurun... Mutluluğun...
Sevginin... Muhabbetin... Kelamın...
Sıla-i rahmin...
Hasbihalin...
...
...
Hasıl-ı kelam; aldığımız nefes başta olmak üzere her şeyin...
Elimizden yitip gitmesini beklemeden... "Olmasaydı ne olurdu?" diye bir anlık yitirdiğimizi farz ederek, iliklerimize kadar hissedelim nimetin kıymetini...
Çocukça bir tutkuyla sarılalım, en sevilen oyuncak misali bize ihsan edilen her şeye...
Merve UYANIK YENER

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder