25 Mayıs 2020 Pazartesi

BAYRAM VE YALNIZLIK






Bir garip Ramazan…
Bir yetim Bayram...
      ***
          "Nerede o eski bayramlar!" klişelerine girmeyeceğiz elbette bu bayram.
El mahkum, kul âciz, tebdir elzem bu bayram...
Bir başka günler...
Bir başka koşullar...
Haliyle bir başka bayram da...     

       ***
Bayram, bizim bayramımız…
Eksik kalsa da sıla-i rahmimiz...
Buruk kalsa da kalblerimiz...
Yalnız kalsak da her birimiz…
Rabbi'min Ramazan sonrası ikramı
Bayram, bizim bayramımız...
        ***
Telefonlarla yapılan görüşmelerin en etkileyici noktasıydı bu yazının müsebbibi... 
Bu bayram gidemiyoruz madem ziyaretlerine… Büyüklerimizle bayramlaşmak niyetiyle sarıldık telefonlara... Nergis halaydı telefonun ucundaki… Daha konuşmanın başlarında ikindi ezanı okunmaya başladı... 
Sahi ezanı duyunca ne yapar(sın)ız? 
Muhtemelen konuşmaya devam eder(sin)iz... Belki en iyi ihtimalle içimizden bir "Aziz Allah" çekerek, kaldığımız yerden saatlerce sürecek bir konuşmada buluruz kendimizi. Sonrasındaysa namazı son dakikalarda eda etme telaşına düşeriz.
          Ama Nergis hala öyle miydi ya…!
***
Yıllar önce eşini ebedi aleme yolcu etmiş.
Kalan ömrünü kardeşlerini bir arada tutmaya adamış.
Yeğenlerini evlat, onların çocuklarını kendi torunu bilmiş.
Çiçekleriyle bahçesine renk, gününe uğraş katmaya çalışmış…
80 küsur yaşındaki bu, gün görmüş, yalnız ihtiyar…
Sadece karantina günlerine has değildi onun yalnızlığı. Sair zamanlara da hakim bir yalnızlıktı dünyadaki yoldaşı…
Kardeşleri ve yeğenleriydi yegane ziyaretçileri.
Sıla-i rahme kim, ne zaman, ne kadar niyet ederse…
O kadardı gördüğü, göreceği vuslat…
Komşulardan da kapısını çalan olmasa...
Derin bir sessizlikti mütebakisi... Komşunun ara ara havlayan köpeği ya da oynayan çocuk sesleri de dahil tüm bu sessizlik dolu yalnızlığa.
Öyle ya! Dışardan gelen sesler ne kadar alıp götürür ki, yalnızlığını insanın? 
***
Bu kadar sessizlik içinde kalan birinin...
Tam da konuşacak birilerini bulmuşken...
Minarelerden yükselen ilk “Allahu Ekber…” kelamının ardından söylediği tek cümleydi: "Ezan okunuyor.!" Bu öyle alelade bir haber verme değildi. "Ben namaz kılacağım telefonu kapatalım" demekteydi usulünce. Geç de olsa anlayıp namazdan sonra görüşmek üzere kapattık telefonu...
***
Eksilen tek şey telefondaki sesti bizim nazarımızda...  Onunsa kapatınca yitirdiği, var olan tüm sesti evin içindeki...
Ama yine de namaz kılmak için, namazı ilk vaktinde kılabilmek için hayret edilesi bir vazgeçişti onunki…
Sessizliği bölen bir ses bulmuşken… İçinde birikmiş kelimeleri paylaşacak bir fırsat bulmuşken…
Yalnızlığına dönmek pahasına da olsa kapatabilmek telefonu…
Sevdikleriyle hasbihalden "Hayye ale's-salah" çağrısına uymak için vazgeçebilmek...
Misafirsiz bir bayram gününde namazı vaktinde kılmak için konuşmayı dahi erteleyebilmek...
Bir hadis düşüyor hatrıma...
"Dindar ihtiyar kadınların dinine tâbi' olunuz." diye.
Dinde çok bilmek değildi marifet... Yaşayabilmekti asıl olan İslam'ı...
Beli bükülmüş ihtiyarlarımız...
Öğretiyor bize her an, öğrettiğinin farkında bile olmadan…
***
          Zorunlu inzivaya çekildiğimiz bu demlerde...
 Biraz hasbihal edelim yalnızlığımızla...
           Bu vesile ile...
   Yönelelim, tüm yalnızların Rabbine... 
           Bayramımız bayram ola... 
  Hakiki bayramlara vesile ola... 

Merve UYANIK YENER