Bir garip
Ramazan…
Bir yetim
Bayram...
***
"Nerede o
eski bayramlar!" klişelerine girmeyeceğiz elbette bu bayram.
El mahkum, kul
âciz, tebdir elzem bu bayram...
Bir başka
günler...
Bir başka
koşullar...
Haliyle bir
başka bayram da...
***
Bayram, bizim
bayramımız…
Eksik kalsa da
sıla-i rahmimiz...
Buruk kalsa da
kalblerimiz...
Yalnız kalsak
da her birimiz…
Rabbi'min
Ramazan sonrası ikramı
Bayram, bizim
bayramımız...
***
Telefonlarla
yapılan görüşmelerin en etkileyici noktasıydı bu yazının müsebbibi...
Bu bayram gidemiyoruz
madem ziyaretlerine… Büyüklerimizle bayramlaşmak niyetiyle sarıldık
telefonlara... Nergis halaydı telefonun ucundaki… Daha konuşmanın
başlarında ikindi ezanı okunmaya başladı...
Sahi ezanı
duyunca ne yapar(sın)ız?
Muhtemelen
konuşmaya devam eder(sin)iz... Belki en iyi ihtimalle içimizden bir "Aziz
Allah" çekerek, kaldığımız yerden saatlerce sürecek bir konuşmada buluruz
kendimizi. Sonrasındaysa namazı son dakikalarda eda etme telaşına düşeriz.
Ama
Nergis hala öyle miydi ya…!
***
Yıllar önce
eşini ebedi aleme yolcu etmiş.
Kalan ömrünü
kardeşlerini bir arada tutmaya adamış.
Yeğenlerini
evlat, onların çocuklarını kendi torunu bilmiş.
Çiçekleriyle
bahçesine renk, gününe uğraş katmaya çalışmış…
80 küsur
yaşındaki bu, gün görmüş, yalnız ihtiyar…
Sadece
karantina günlerine has değildi onun yalnızlığı. Sair zamanlara da hakim bir
yalnızlıktı dünyadaki yoldaşı…
Kardeşleri ve
yeğenleriydi yegane ziyaretçileri.
Sıla-i rahme
kim, ne zaman, ne kadar niyet ederse…
O kadardı
gördüğü, göreceği vuslat…
Komşulardan da
kapısını çalan olmasa...
Derin bir
sessizlikti mütebakisi... Komşunun ara ara havlayan köpeği ya da oynayan çocuk
sesleri de dahil tüm bu sessizlik dolu yalnızlığa.
Öyle ya! Dışardan gelen
sesler ne kadar alıp götürür ki, yalnızlığını insanın?
***
Bu kadar
sessizlik içinde kalan birinin...
Tam da
konuşacak birilerini bulmuşken...
Minarelerden yükselen
ilk “Allahu Ekber…” kelamının ardından söylediği tek cümleydi: "Ezan
okunuyor.!" Bu öyle alelade bir haber verme değildi. "Ben namaz kılacağım telefonu kapatalım" demekteydi usulünce. Geç de
olsa anlayıp namazdan sonra görüşmek üzere kapattık telefonu...
***
Eksilen tek
şey telefondaki sesti bizim nazarımızda... Onunsa
kapatınca yitirdiği, var olan tüm sesti evin içindeki...
Ama yine de namaz
kılmak için, namazı ilk vaktinde kılabilmek için hayret edilesi bir vazgeçişti
onunki…
Sessizliği bölen
bir ses bulmuşken… İçinde birikmiş kelimeleri paylaşacak bir fırsat bulmuşken…
Yalnızlığına dönmek
pahasına da olsa kapatabilmek telefonu…
Sevdikleriyle
hasbihalden "Hayye ale's-salah" çağrısına uymak için vazgeçebilmek...
Misafirsiz bir
bayram gününde namazı vaktinde kılmak için konuşmayı dahi erteleyebilmek...
Bir hadis
düşüyor hatrıma...
"Dindar
ihtiyar kadınların dinine tâbi' olunuz." diye.
Dinde çok
bilmek değildi marifet... Yaşayabilmekti asıl olan İslam'ı...
Beli bükülmüş
ihtiyarlarımız...
Öğretiyor bize
her an, öğrettiğinin farkında bile olmadan…
***
Zorunlu inzivaya çekildiğimiz bu demlerde...
Biraz hasbihal edelim yalnızlığımızla...
Bu vesile ile...
Yönelelim, tüm yalnızların Rabbine...
Biraz hasbihal edelim yalnızlığımızla...
Bu vesile ile...
Yönelelim, tüm yalnızların Rabbine...
Bayramımız bayram ola...
Hakiki
bayramlara vesile ola...
Merve UYANIK YENER
