1 Kasım 2014 Cumartesi

DUBLÖR ARANIYOR?!



         Gün batımının kızılı karanlığa hazırlık mahiyetinde griye bürünmüştü. Caddeler hızlı adımlarla bir yerlere yetişmeye çalışan insan kalabalıklarına sahne olmuştu. Dükkânlar bu sahnedeki geçip gidenlerin ne düşündüklerini yüzlerinden anlamaya çalışarak adeta sessiz sinema oynuyordu.
Kuş bakışı mesafeden kalabalıklar arasında kendimi buluyorum. Dar bir sokağa açılan bir yola sapıyorum. Hayret! Az önceki kalabalığın aksine ne kadar da sessiz. İn cin top oynuyor tabirine uygun bu sessizlikte kurallara aykırı davranmaya cesaret edemiyorum. Adım atmaktan dahi utanırcasına parmak uçlarına dokunarak yavaşlıyorum. Ortama ayak uydurmaya çalışıyorum bir nevi. Fakat o da ne? Kurallara uymanın zorunlu olduğu disiplinli bir yerde, kurallara uymaya özen gösterdikçe elin ayağına dolaşır kural dışına çıkarsın ya, işte yaptığım buydu. Yolum üstündeki tabureyi fark edememiş, ona çarpmıştım. Taburenin yere düşmesiyle tok bir ses yankılandı boş sokakta.
Büyü bozulmuştu. Sessizliğe alışkın sokak sakinleri pencere ve kapılarını ardı ardına açmaya başlamışlardı hiç de misafirperver olmayan bir edayla. Hışım vardı her birinin yanında. Huzurlarını kaçırmıştım istemeyerek de olsa. Şaşkınlıkla her açılan yöne bakarken bir el hissediyorum omuzumda. Korku ve biraz da endişeyle geriye dönüyorum elin sahibini görecek şekilde. Aklımda ne dövülmek korkusu ne azarlanmak... Sadece gözlerdeki öfke yetiyor koşup kaçmam için.
Koşuyorum kalan sessizliği de yara yara. Ardımda neden sormak isteyen bir grup insan… Kaçıyorum. Yoruluyorum ama koşmaktan değil, kulağıma gelen sorulara zihnimde cevap bulamamaktan. Koşmakta buluyorum tek çareyi.
Kaçıyorum var gücümle. Sakarlığım üstümde bugün çarpıyorum bir kez daha. Fakat bu seferki farklı. Çakılıp kalıyorum olduğum yere. Ayna mı bu çarptığım diyorum. Fakat o hızla çarpınca kırılmasa dahi çatlaması gerekmez miydi bu aynanın? Elimi uzatıyorum dokunmak için. Aynı şaşkınlıkla karşımdaki de uzatıyor elini. Karşımda bir insanın varlığını hissediyorum. Bu kadar benzerlik olabilir miydi? Şaşırıyorum. Gülüyorum karşımdaki ben’e. Neden sonra “Dublörüm olur musun?” diyorum ağzımdan çıkanlara kendim de şaşırarak. “Yerime geçip ben olur musun, bir müddet de olsa!” diyorum. “Neden?” diyor karşımdaki “Ne yapacağım sen olunca!”. Cevaplamalı mıydım bu suali? “Çok basit, sadece var gücünle koşacak ve herkesten, her şeyden kaçacaksın!” mı demeliydim?
Nefes nefese oluşumu fark ediyor dublörlük teklif ettiğim yabancı. “Kimden kaçıyorsun?” diyor. İçim ısınıyor bu yabancıya –belki bana benzediği için belki de o anda konuşabileceğim tek kişi olduğu için- cevap veriyorum: “Kendimden; hatalarımdan; hayattan; her şeyden…” Gülüyor. “Peki, benimle yer değiştirdiğinde bitecek mi bu kaçış?” diyor. Cevap vermeme fırsat tanımadan ikinci bir soru soruyor “Benim kaçtıklarımdan kaçmak için koşacak gücün, sorunlarımla yüzleşecek cesaretin var mı?”
Susuyorum… Suskunluğumu peşim sıra gelen kalabalığın gürültüsü bölüyor. Arkama bakıyorum emin olmak için, döndüğümde karşımdaki beni bulamıyorum. Sorusunun cevabını dahi almaya gerek görmemiş gitmişti. Kafamı allak bullak edip de gitmişti. Ne yapacağımı bilemez halde dönüp arkamdaki kalabalığa baktım yeniden. Ne kadar tanıdıktı simalar şimdi. Ne kadar bilindikti soru(n)lar…
Yorulmuştum. Kendimde cesaret bulamadım, her biriyle teker teker yüzleşmek için. Gitmeliydim. Ama nereye? Her tarafımı sarmışlardı. Gözlerimi kapatmış plan yapmaktaydım. Nihayet son bir gayretle omuzumu tutan elden kurtulmaya çalışırken…
Göz kapaklarımı aralamak hiç bu kadar zor olmamıştı. Koşarken yorulduğumdan daha fazla bir çaba gerekmişti. Doğrusu değmişti bu çabaya. Gözlerimi açmamla kâbus nihayete ermişti. Ama dublör adayımın sözleri aklıma takılmıştı.
Düşünmek için kapattım bu sefer gözlerimi. Seçkin bir kişi değildim. Bir demokrat, bir oyuncu hiç değildim. Kim bilir, belki de –aynı şehirde olanlar için- caddede karşılaştıkları binlerce insandan biriydim. Bunca sıradanlığa rağmen, zaman zaman bir dublör arayışına kapılıyordum. Ağır geliyordu nefes almak ruhuma. Soru işaretlerine yetecek cevapları bulamıyor ne yapacağımı kestiremiyordum.
Az önceki kalabalıkta var mıydı bunlar bilemedim ama içinde sevgi dolu olan bakışlar, şefkat yüklü tebessümler çarptı gözüme. Dublör arayışım bundandı belki de! Gitmek dert değildi de geride kalan bir iki nazlı yüreğin üzülmemesi için yerime birini bulsam diyordum. Ancak o soru! “Benim kaçtıklarımdan kaçmak için koşacak gücün, sorunlarımla yüzleşecek cesaretin var mı?” İşte bunu hiç düşünmemiştim. Faili ben olan sorunları çözmede bile bu kadar başarılı olamazken faili dublör olan bir eylemde ne kadar başarılı olabilirdim?
Herkesin derdi kendine göre büyüktü. Herkesin kaçtığı ya da yüzleşmek zorunda olduğu sorunları vardı. Kimse kimsenin yerini dolduramadığı gibi kimse -hakiki manada- kimsenin yerine de geçemiyordu. İnsansa sadece kendi sorunlarını -özellikle sevdikleri yanındaysa- çözebilecek güce, isteğe sahip olabiliyordu.

MERVE UYANIK