Çocuklar için düzenlenmiş bir dükkandı önünde durduğumuz... İçinde çeşit çeşit oyuncakların olduğu. Belirli bir saat karşılığı çocukların kış vakti oyun oynayabileceği bir park dükkan. Dışardan bakarken kumda oynayan çocuk, ilginç gelmişti bizim küçük kaşife. Çünkü her ne kadar daha küçükken tanışmış olsa da kumla, böylesine bilinçli ilk gözlemiydi... Kum... Üzerinde arabalar, kürekler.... Onlarla bir şeyler yapma çabasında olan bir kız çocuğu...
"Girelim mi içeriye, oynamak ister misin sen de?" diye bölüyorum gözlemini dokunarak keşfetsin diye. Evet cevabına mukabil giriyoruz dükkana. Ne var ne yok diye bakınayım derken bir palyaço çıkıyor karşımıza fiyat bilgisini veren... Bana da itici geliyor ama ülfet de etmişim her halde bu tür varlıklar görmeye ki palyaçodan yüzümü çevirmekle yetiniyorum aldığım cevaptan sonra. Sonra umursamıyorum onu... Ta ki... Küçük kaşifimin şaşkın, garip, ürkek bakışlarını palyaçoya diktiğini görünceye kadar. O an uyanıyorum, ülfet ettiğim manzaradan... Ve bir çocuk gözüyle bakmaya çalışıyorum...
Dışarıda iken oynamak isteyen çocuk, şimdi ne bir adım atıyor ne bir cevap veriyordu.
"Oynayacak mısın?" diyorum bilmem kaçıncı kere. Biraz ortama ısınmaya çalışıyor. Kumda oynayan kıza bakıyor. Oyuncaklara bakıyor. Sonra palyaço kız "Oynayacak mı, adını yazayım mı?" diyor ve yarıda kalıyor ortama ısınması. Şaşkınlığından sıyırmak istiyorum yeniden oyuncaklara, oyun oynayan çocuğa yöneliyoruz. Karşımızdaki çocuk hissetmiş olsa gerek çocuğun halinden ki "Ben onu oynatırım." diyor bana tüm sevecenliği üzerinde küçük bir abla edasıyla. Gülümsüyorum bu samimi küçük yüreğe. Belki de umutlanıyorum küçüğüm adına, birazdan oyuna dahil olacak diye.
Çocuğu oyuna teşvik etmek isteyen palyaço tekrar kadrajımıza giriyor. Yanımıza gelerek çabasına devam ediyor. Biz tekrar başa sarıyoruz şaşkın şaşkın palyaçoya bakmaya başlıyoruz... Boyanın ardındaki gerçekliği görmeye çabaladığını hissediyorum minik gözleriyle... Okumaya çalışıyor ses tonundaki tınlamadan boyanın ardına gizlediği samimiyeti.. Emin olamıyor olsa gerek samimiyetinden ki ne bir adım atıyor ne bir kelam ediyor ne de bir mimik hareketi beliriyor o masum çehresinde.
Tam bir palyaço denemezdi aslında. Saçında garip bir mor peruk .. Gözlerinin ağzının etrafı mor halkalarla kocaman boyanmış... Bunlar normal geliyor belki bize. Eğlendirme amaçlı... Çocukların güzel vakit geçirmesi için diyoruz. Ama bence bugün kainatı yeni keşfeden bir çocuk ilk kez gördüğü palyaçonun ne olduğunu bilemedi, neye benzediğini bulamadı... İnsanları tanıyordu artık hepsi ufak farklılıklarla birbirine benziyordu. Kedi, kuş, köpek, kaz, ördek... Bunları da tanımıştı ya da tanımaya devam ediyordu. Ama böylesi bir surat böylesi bir saç hiç görmemişti.
"Korktun mu?" diyorum karşımdaki varlığı açıklamaya çalışarak "Abla boya sürmüş yüzüne! " diyorum en basitinden... Allah'tan henüz "Neden?"li sorularımız yok. İnsanların neden bu tür garipliklere ihtiyaç duyduğunu kendim bile anlamakta zorlanırken bunu kelimelerle bir çocuğa ifade etmeye çalışmak çok daha zor olsa gerek. Bizi duyan palyaço sevimli görünmeye çalışarak yapmacık bir çocuksuluğa bürünüyor ve "Kötü mü olmuşuum?" diyor. Sanki annesinin dakikalarca oynayacak mısın sorusuna cevap vermeyen çocuk birden dile gelip ona cevap verecek.
Kumda oynayan kızdan medet umuyor "Çirkin mi olmuşum?" diyor.. Ve çocuktan ummadığı bir "Evet!" ile istemeden sesli gülen bana bakıyor. O an suratına daha dikkatli bakıyorum. Çocuğun korktuğu kadar da varsın diyorum içimden burnundaki halka küpeyi de görünce. "Çocuk işte!" demekle yetiniyorum biraz imalı. Ardından evladımı daha fazla ikilemde ve korku içinde bırakmak istemediğim için çıkıyorum dükkandan.
Sadece biz miydik bunca tepkili bence hayır. İçeri girdiğimizde başka bir kız çocuğuna palyaçonun "Sen benle neden oynamıyorsun?" deyişini anımsıyorum.. Çirkin olduğunu onaylayan kıza "Küstüüm!" deyip ardından "Gel sarılalım, barışalım deyişi karşısında çekimser tavırlı küçük kız geliyor sonra hatrıma... Sadece biz değildik yani bu tuhaf suratlı oynamak isteyen palyaçoyu yadırgayan.
Eminim ki, sevimli (!) palyaçoyu, çocukları eğlendirsin, onlara oyunlar oynatsın, bunu duyan başka çocuklar da gelsin, burada vakit geçirsin, saha fazla para kazanalım diye tutmuştur dükkan sahipleri.
Unuttuğumuz bir şey var. Çocukların fıtratı bozulmamıştır. Bu sebeple fıtri olanı daha çok severken yapmacık olana yanaşmak istemezler.
Eğer çocuklara dair bir şeyler yapmak istiyorsak... Hele ki bunlar küçük, fıtratı bozulmamış çocuklarsa.. Doğal olalım...
Yüz boyamakla kaç kişiyi kazandı/kazanır bu dükkan bilmiyorum. Ancak dışarı çıktığımızda üzüldüm. O palyaço orada olmasaydı... Oynayacaktı belki benim temkinli evladım da orada. Dükkandan çıkardığımda geri dönmek için ettiği gayret... Girelim mi, oynayalım mı dediğimde gerisin geri dönüşündeki huzursuzluk...
Yüz boyamakla kaç kişiyi kazandı/kazanır bu dükkan bilmiyorum. Ancak dışarı çıktığımızda üzüldüm. O palyaço orada olmasaydı... Oynayacaktı belki benim temkinli evladım da orada. Dükkandan çıkardığımda geri dönmek için ettiği gayret... Girelim mi, oynayalım mı dediğimde gerisin geri dönüşündeki huzursuzluk...
Çocuk için ne zor bir ikilem. Sevdiği bir eylem olan oyun için gitmek istemek. Ve korktuğu için gidememek.
Çocuğu ürkütüp de merakını gidermesine engel olanın, oyun oynama isteğinden vaz geçmesine sebep olanın çocukları eğlendirsin diye tutulan aynı palyaço olması da ayrı bir trajikomik. Palyaço yerine çocuk sever, tebessümü gerçek bir abla görseydi eminim sonuç çok daha farklı olacaktı...
Ah evladım bilsen ne çok şey öğreniyorum senin sayende... Kendini sevimli zanneden yapmacık tavırlara, sahte suratlara sahip palyaçolara ehemmiyet vermemeyi, görmezden gelmeyi seçtiğim bir sırada, sen meraklı bakışlarla sorgula dedin bana lisanı hal ile... Zamanla alışmaya başladığımız gayr-ı fıtri şeylerin aslında alışılası bir doğallık olmadığını hatırlattın bana.
Benim Küçük Kaşif'im. Sen yeni keşfederken hayatı ben de yeniden keşfediyorum seninle...
Benim Küçük Kaşif'im. Sen yeni keşfederken hayatı ben de yeniden keşfediyorum seninle...