29 Haziran 2020 Pazartesi

NİMETİN KIYMETİ



Kaybettiğimiz nice nimetin değerini elimizden çıkıp gittikten sonra daha iyi anlıyoruz... Hele ki bir daha geri gelmeyeceğini de öğrenmişsek... "Ah..." lar ile anıyoruz yitirdiklerimizi... Kıymetini bilememenin hüznü içinde... Belki de isyanvari umutsuzluklara düşüyoruz farkında bile olmadan. 

Bazen de... Bakıyoruz, yitirmemişiz nimeti ama bir yitiren görmüşüz. Bizde var olan karşımızdakinde olmayan bir nimet... 
Görmeyen bir göz... 
Duymayan bir kulak... 
Konuşamayan bir dil... 
Yürüyemeyen bir bacak...
Yetim bir evlat... 
Evsiz bir aile... 
... 
Gördüğümüzde bir şeyler kıpırdanır içimizde, kalbin empati odalarında... Bir tefekkür sayfası açılır görmesini bilene... Eldeki nimete şükre sevkeder lisanı ve dahi kalbi... 
***
Çok geç olmadan...
Kıymetini bilmek için bakmak ve görmek gerek...
Ne buyurmuştu o kutlu Nebi (Sallallahu Aleyhi Vesellem) 
" Beş şey gelmeden evvel beş şeyin kıymetini bilin:
1. Ölüm gelmeden önce hayatın, 
2. Hastalık gelmeden önce sağlığın, 
3. Meşguliyet gelip çatmadan önce boş vaktin, 
4. İhtiyarlık gelmeden önce gençliğin, 
5. Fakirlik gelmeden önce zenginliğin." 
***
Kıymetini bilmek gerek her bir nimetin,
Yokluğuyla imtihan olmadan evvel... 

Havanın... Suyun... Toprağın...
Dağın... Taşın... Ağacın...
Güneşin... Bulutun... Rüzgarın... 
Yağmurun... Karın... 
Kuşun... Kedinin... Köpeğin..
Annenin... Babanın... Kardeşin...
Eşin... Evladın... Akrabanın...
Arkadaşın... Dostun... Kuzenin... 
Yürümenin... Koşmanın... Tırmanmanın... 
Okumanın... Yazmanın... Çalışmanın... 
Sağlığın... Huzurun... Mutluluğun...
Sevginin... Muhabbetin... Kelamın...
Sıla-i rahmin...
Hasbihalin...
...
...
Hasıl-ı kelam; aldığımız nefes başta olmak üzere her şeyin... 

Elimizden yitip gitmesini beklemeden... "Olmasaydı ne olurdu?" diye bir anlık yitirdiğimizi farz ederek, iliklerimize kadar hissedelim nimetin kıymetini...
Çocukça bir tutkuyla sarılalım, en sevilen oyuncak misali bize ihsan edilen her şeye... 

Merve UYANIK YENER 

12 Haziran 2020 Cuma

GÜL İLE EMPATİ




Söyle azizim...
Kurutmak için, illa defter arasında unutmak mı gerek gülleri?
Koparmak mı gerek dalından?
Ayırmak mı gerek tek tek yapraklarını?
Ona canlılık veren suyla, güneşle, toprakla...
 Tüm bağlarını koparmak mı gerek? 
Kopmadan hayatla bağı, dalında da kurur mu güller?..
***



Güneş ihtiyacından fazla nazar ettiyse... 
Rüzgar dağlar arasında fütursuzca estiyse...
Toprak köklerine ikram ettiyse zehirli bir iksiri...
Davetsiz bir misafir emmekteyse kanını...
Sevdiceği su, hasret bıraktıysa kendini..
...
... 
... 
Sebepler baş gösterdiyse bir bir... 
Dalında da kururmuş güller.
Öyle narin... Öyle hazin... 
Bir o kadar da vakur...
***
Kurumuş gülün lisanından dinle bu son satırları..
"Zorluklar dört bir yandan kuşatsa da etrafını..
Terk etmen mümkün değilse de içinde bulunduğun ânı, mekanı..
Umudun kalmasa da sevdiklerinden yana.. 
Engeller aşılamayacak kadar büyükse de önünde..  
Kaybedeceğini bilsen dahi sonunda.. 
Duruşundan taviz verme! 
... 
Doğru bildiğin hak yolda, 
Dur "elif" misali;
Eğilmeden...
Bükülmeden...
Kırılmadan... 
Kula minnet etmeden... 
İnancını yitirmeden... 
... 
Dimdik dur... 
***
"Her nefis ölümü tadacaktır" diyerek 
Ne de olsa yolun sonu aynıdır deme!
Zira Allah'a inanışın göstergesidir, ümit.. 
Ne diyordu ayette:
"Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz."
***
Doğumdan ölüme giden bu yolda
Hayatımızda ümit her daim bâki ola...
“Nasıl yaşarsanız öyle ölür ve nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz.” 
Hadis-i Şerifi rehberimiz ola..


Merve UYANIK YENER


25 Mayıs 2020 Pazartesi

BAYRAM VE YALNIZLIK






Bir garip Ramazan…
Bir yetim Bayram...
      ***
          "Nerede o eski bayramlar!" klişelerine girmeyeceğiz elbette bu bayram.
El mahkum, kul âciz, tebdir elzem bu bayram...
Bir başka günler...
Bir başka koşullar...
Haliyle bir başka bayram da...     

       ***
Bayram, bizim bayramımız…
Eksik kalsa da sıla-i rahmimiz...
Buruk kalsa da kalblerimiz...
Yalnız kalsak da her birimiz…
Rabbi'min Ramazan sonrası ikramı
Bayram, bizim bayramımız...
        ***
Telefonlarla yapılan görüşmelerin en etkileyici noktasıydı bu yazının müsebbibi... 
Bu bayram gidemiyoruz madem ziyaretlerine… Büyüklerimizle bayramlaşmak niyetiyle sarıldık telefonlara... Nergis halaydı telefonun ucundaki… Daha konuşmanın başlarında ikindi ezanı okunmaya başladı... 
Sahi ezanı duyunca ne yapar(sın)ız? 
Muhtemelen konuşmaya devam eder(sin)iz... Belki en iyi ihtimalle içimizden bir "Aziz Allah" çekerek, kaldığımız yerden saatlerce sürecek bir konuşmada buluruz kendimizi. Sonrasındaysa namazı son dakikalarda eda etme telaşına düşeriz.
          Ama Nergis hala öyle miydi ya…!
***
Yıllar önce eşini ebedi aleme yolcu etmiş.
Kalan ömrünü kardeşlerini bir arada tutmaya adamış.
Yeğenlerini evlat, onların çocuklarını kendi torunu bilmiş.
Çiçekleriyle bahçesine renk, gününe uğraş katmaya çalışmış…
80 küsur yaşındaki bu, gün görmüş, yalnız ihtiyar…
Sadece karantina günlerine has değildi onun yalnızlığı. Sair zamanlara da hakim bir yalnızlıktı dünyadaki yoldaşı…
Kardeşleri ve yeğenleriydi yegane ziyaretçileri.
Sıla-i rahme kim, ne zaman, ne kadar niyet ederse…
O kadardı gördüğü, göreceği vuslat…
Komşulardan da kapısını çalan olmasa...
Derin bir sessizlikti mütebakisi... Komşunun ara ara havlayan köpeği ya da oynayan çocuk sesleri de dahil tüm bu sessizlik dolu yalnızlığa.
Öyle ya! Dışardan gelen sesler ne kadar alıp götürür ki, yalnızlığını insanın? 
***
Bu kadar sessizlik içinde kalan birinin...
Tam da konuşacak birilerini bulmuşken...
Minarelerden yükselen ilk “Allahu Ekber…” kelamının ardından söylediği tek cümleydi: "Ezan okunuyor.!" Bu öyle alelade bir haber verme değildi. "Ben namaz kılacağım telefonu kapatalım" demekteydi usulünce. Geç de olsa anlayıp namazdan sonra görüşmek üzere kapattık telefonu...
***
Eksilen tek şey telefondaki sesti bizim nazarımızda...  Onunsa kapatınca yitirdiği, var olan tüm sesti evin içindeki...
Ama yine de namaz kılmak için, namazı ilk vaktinde kılabilmek için hayret edilesi bir vazgeçişti onunki…
Sessizliği bölen bir ses bulmuşken… İçinde birikmiş kelimeleri paylaşacak bir fırsat bulmuşken…
Yalnızlığına dönmek pahasına da olsa kapatabilmek telefonu…
Sevdikleriyle hasbihalden "Hayye ale's-salah" çağrısına uymak için vazgeçebilmek...
Misafirsiz bir bayram gününde namazı vaktinde kılmak için konuşmayı dahi erteleyebilmek...
Bir hadis düşüyor hatrıma...
"Dindar ihtiyar kadınların dinine tâbi' olunuz." diye.
Dinde çok bilmek değildi marifet... Yaşayabilmekti asıl olan İslam'ı...
Beli bükülmüş ihtiyarlarımız...
Öğretiyor bize her an, öğrettiğinin farkında bile olmadan…
***
          Zorunlu inzivaya çekildiğimiz bu demlerde...
 Biraz hasbihal edelim yalnızlığımızla...
           Bu vesile ile...
   Yönelelim, tüm yalnızların Rabbine... 
           Bayramımız bayram ola... 
  Hakiki bayramlara vesile ola... 

Merve UYANIK YENER