16 Temmuz 2018 Pazartesi

ÂCİZLİK

İnsan; nisyandı.
Yine unuttu âcizliğini.

Kendi kendini korumaktan âciz olan insan... 
Bu sefer de emanetçisi olduğu evladını her zaman koruyamayacağını unuttu.
Zannetti ki, adım başı yanında olursam koruyabilirim bu güçsüz varlığı tüm tehlikelerden. Nihayetinde güçlü idi ona nispeten.
Zannetti ki, her hareketini görürsem engel olabilirim tehlike anında. Ne de olsa ondan daha fazla tecrübeliydi yaşamda. 

Unuttu bu zanlar içinde Mutlak Güç sahibinin ALLAH  olduğunu.

Düşmesine, yaralanmasına, sakatlanmasına, hastalanmasına...
Mani olmak isterdi tüm musibetlere.
Ne de olsa anneydi / babaydı.
Merhamet sahibiydi evladına karşı. 

Bir musibet yetişti, nasihat olması kabilinden...
Elindeki her şeyin, kendi canının dahi bir emanet olduğunu hatırlattı insana.

Bir tokat gibi indi yüreğine...
Gözünün önünde, yanıbaşında olsa dahi korumaktan acizdi, o emaneti.
En küçük bir tehlikeden bile.

O an;
"Neden"ler uçuştu havada...
"Nasıl?"lar geldi art arda...
"Ah!"lar dolandı dillere...
Kimse akıl erdiremedi olup bitene..
Kelimeler kifayetsizdi bu ahvale.

Bu musibet o masum yavruya değildi elbette.

Bu, belki de şefkatin ölçüsünü kaçıran,
Asıl koruyucunun el-Hafız olduğunu unutan,
Her şeyi görenin yalnızca el-Basir olduğunu
Biz yetişkinlere bir ihtardı.

Ne kadar üstüne titrersen titre.
Ne kadar korumaya çalışırsan çalış.
Ne kadar önlem alırsan al.
Olması yazılmışsa KADER defterine
Gerçekleşiyor KAZA vakti erişince

Âcizlik adım başı gülümsüyor..
İnsana insan olduğunu hissettiriyor.

Ve emaneti Rabbine teslim ettirip Allah'ın merhametinden fazla merhamet olmayacağını kabul ettiriyor.

Bu sefer fani olan insan,
Allah'a emanet ediyor kendini ve evladını...
Sonra tüm sevdiklerini...

Ta ki yeniden unutup yeniden hatırlayana kadar. Çünkü insan  unutkandır.  Daima hatırlamaya muhtaçtır.