Gün
batımının kızılı karanlığa hazırlık mahiyetinde griye bürünmüştü. Caddeler
hızlı adımlarla bir yerlere yetişmeye çalışan insan kalabalıklarına sahne olmuştu.
Dükkânlar bu sahnedeki geçip gidenlerin ne düşündüklerini yüzlerinden anlamaya
çalışarak adeta sessiz sinema oynuyordu.
Kuş
bakışı mesafeden kalabalıklar arasında kendimi buluyorum. Dar bir sokağa açılan
bir yola sapıyorum. Hayret! Az önceki kalabalığın aksine ne kadar da sessiz. İn
cin top oynuyor tabirine uygun bu sessizlikte kurallara aykırı davranmaya
cesaret edemiyorum. Adım atmaktan dahi utanırcasına parmak uçlarına dokunarak
yavaşlıyorum. Ortama ayak uydurmaya çalışıyorum bir nevi. Fakat o da ne? Kurallara
uymanın zorunlu olduğu disiplinli bir yerde, kurallara uymaya özen gösterdikçe
elin ayağına dolaşır kural dışına çıkarsın ya, işte yaptığım buydu. Yolum
üstündeki tabureyi fark edememiş, ona çarpmıştım. Taburenin yere düşmesiyle tok
bir ses yankılandı boş sokakta.
Büyü
bozulmuştu. Sessizliğe alışkın sokak sakinleri pencere ve kapılarını ardı
ardına açmaya başlamışlardı hiç de misafirperver olmayan bir edayla. Hışım
vardı her birinin yanında. Huzurlarını kaçırmıştım istemeyerek de olsa.
Şaşkınlıkla her açılan yöne bakarken bir el hissediyorum omuzumda. Korku ve
biraz da endişeyle geriye dönüyorum elin sahibini görecek şekilde. Aklımda ne
dövülmek korkusu ne azarlanmak... Sadece gözlerdeki öfke yetiyor koşup kaçmam
için.
Koşuyorum
kalan sessizliği de yara yara. Ardımda neden sormak isteyen bir grup insan…
Kaçıyorum. Yoruluyorum ama koşmaktan değil, kulağıma gelen sorulara zihnimde
cevap bulamamaktan. Koşmakta buluyorum tek çareyi.
Kaçıyorum
var gücümle. Sakarlığım üstümde bugün çarpıyorum bir kez daha. Fakat bu seferki
farklı. Çakılıp kalıyorum olduğum yere. Ayna mı bu çarptığım diyorum. Fakat o
hızla çarpınca kırılmasa dahi çatlaması gerekmez miydi bu aynanın? Elimi
uzatıyorum dokunmak için. Aynı şaşkınlıkla karşımdaki de uzatıyor elini.
Karşımda bir insanın varlığını hissediyorum. Bu kadar benzerlik olabilir miydi?
Şaşırıyorum. Gülüyorum karşımdaki ben’e. Neden sonra “Dublörüm olur musun?”
diyorum ağzımdan çıkanlara kendim de şaşırarak. “Yerime geçip ben olur musun,
bir müddet de olsa!” diyorum. “Neden?” diyor karşımdaki “Ne yapacağım sen
olunca!”. Cevaplamalı mıydım bu suali? “Çok basit, sadece var gücünle koşacak
ve herkesten, her şeyden kaçacaksın!” mı demeliydim?
Nefes
nefese oluşumu fark ediyor dublörlük teklif ettiğim yabancı. “Kimden
kaçıyorsun?” diyor. İçim ısınıyor bu yabancıya –belki bana benzediği için belki
de o anda konuşabileceğim tek kişi olduğu için- cevap veriyorum: “Kendimden;
hatalarımdan; hayattan; her şeyden…” Gülüyor. “Peki, benimle yer
değiştirdiğinde bitecek mi bu kaçış?” diyor. Cevap vermeme fırsat tanımadan
ikinci bir soru soruyor “Benim kaçtıklarımdan kaçmak için koşacak gücün,
sorunlarımla yüzleşecek cesaretin var mı?”
Susuyorum…
Suskunluğumu peşim sıra gelen kalabalığın gürültüsü bölüyor. Arkama bakıyorum
emin olmak için, döndüğümde karşımdaki beni bulamıyorum. Sorusunun cevabını
dahi almaya gerek görmemiş gitmişti. Kafamı allak bullak edip de gitmişti. Ne
yapacağımı bilemez halde dönüp arkamdaki kalabalığa baktım yeniden. Ne kadar
tanıdıktı simalar şimdi. Ne kadar bilindikti soru(n)lar…
Yorulmuştum.
Kendimde cesaret bulamadım, her biriyle teker teker yüzleşmek için.
Gitmeliydim. Ama nereye? Her tarafımı sarmışlardı. Gözlerimi kapatmış plan
yapmaktaydım. Nihayet son bir gayretle omuzumu tutan elden kurtulmaya
çalışırken…
Göz
kapaklarımı aralamak hiç bu kadar zor olmamıştı. Koşarken yorulduğumdan daha
fazla bir çaba gerekmişti. Doğrusu değmişti bu çabaya. Gözlerimi açmamla kâbus
nihayete ermişti. Ama dublör adayımın sözleri aklıma takılmıştı.
Düşünmek
için kapattım bu sefer gözlerimi. Seçkin bir kişi değildim. Bir demokrat, bir
oyuncu hiç değildim. Kim bilir, belki de –aynı şehirde olanlar için- caddede
karşılaştıkları binlerce insandan biriydim. Bunca sıradanlığa rağmen, zaman
zaman bir dublör arayışına kapılıyordum. Ağır geliyordu nefes almak ruhuma. Soru
işaretlerine yetecek cevapları bulamıyor ne yapacağımı kestiremiyordum.
Az
önceki kalabalıkta var mıydı bunlar bilemedim ama içinde sevgi dolu olan
bakışlar, şefkat yüklü tebessümler çarptı gözüme. Dublör arayışım bundandı
belki de! Gitmek dert değildi de geride kalan bir iki nazlı yüreğin üzülmemesi
için yerime birini bulsam diyordum. Ancak o soru! “Benim kaçtıklarımdan kaçmak
için koşacak gücün, sorunlarımla yüzleşecek cesaretin var mı?” İşte bunu hiç
düşünmemiştim. Faili ben olan sorunları çözmede bile bu kadar başarılı
olamazken faili dublör olan bir eylemde ne kadar başarılı olabilirdim?
Herkesin
derdi kendine göre büyüktü. Herkesin kaçtığı ya da yüzleşmek zorunda olduğu
sorunları vardı. Kimse kimsenin yerini dolduramadığı gibi kimse -hakiki manada-
kimsenin yerine de geçemiyordu. İnsansa sadece kendi sorunlarını -özellikle
sevdikleri yanındaysa- çözebilecek güce, isteğe sahip olabiliyordu.
MERVE
UYANIK