14 Eylül 2021 Salı

BİR KÜÇÜK OKUL MESELESİ


Zaman bir ân-ı seyyâle... 

Zaman akıp giden bir su... 

***

Ben en çok çocuklar(ım)da görüyorum zamanın ne denli hızlı olduğunu... 

Evladım... İlkim... Canımın içi... Doğduğun gün daha dün gibiyken bugün okul yolları gider oldun..

Nice heyecanlar biriktirdin şu bir kaç haftada... Yeni alınan kalemlere sevinip okuldan önce hepsini evde kullanışın.. Bir çantanın gelişini bir hafta bekleyişin.. Yaşından beklenmeyen bir eda ile götürülecek eşyaları hazırlayışın.. 

Ve nihayet okul gününün gelmesi... 

Ah o küçücük yüreğinde ne kıpırtılar vardır şimdi senin... Diline gelenlerden haberdarım gözlerine yansıyanlardan hissedarım... 

"Başka arkadaşlar olacağı için endişeliyim!" diyorsun ya bana. Tam da okula iyice yaklaşmışken.. Anlıyorum seni çocuk.. 

Kalabalık bir ortamı görüp de endişe ile ağlıyorsun ya sarılıp "Gitmek istemiyorum!" diye... Hissediyorum seni çocuk.. 

Sınıfın içine kadar girip de yavaş yavaş haber vererek uzaklaşıyorum senden. Yürümeye başladığın gün gibi... Evvela tutup elini yavaş yavaş kendi haline bırakıyorum... Ama elim hâlâ etrafında... Düşecek gibi olursan şayet tutabilmek için seni... İşte öylesi bir uzaklaşma... Bir göz yaşın olsa yanıbaşında olduğumu bilesin dercesine... 

***

4 buçuk yıl sabahtan akşama, akşamdan sabaha.. Her şeyi birlikte yazdığımız bir anne-oğul serüvenimiz vardı seninle.. Anlıyorum bu yüzden seni.. 

Sana söylemiyorum belki ama benim de endişelerim var sana dair, senden ayrı kalmaya dair...

Anneler de büyürmüş hani... 

Büyüdün ya sen can parçam... Büyüttün beni de kendinle beraber..

Senin endişelerini gidermek için kurduğum cümleler evvela benim endişelerime teselli oldu.. 

Senin o minicik kalbinse...

Yaşadıkça, korkularınla yüzleştikçe, her gün biraz daha büyüyecek... 

Ve ben Allah'ın bu mucizevi yaratışına her gün biraz daha hayran olarak seni izleyeceğim.. İnşallah...  

Bundan sonra 7/24 beraber vakit geçiremeyecek olsak da bize kalan vakitlerimizde yine yeniden yeni şeyler yapmaya devam edeceğiz biiznillah... Ben senden ayrı vakitlerde seni özlemeye devam edeceğim ve seni her gördüğümde daha çok hayret edip daha çok seni seveceğim... Çünkü ben anneyim.. Çünkü sen bana Rabbimin en büyük ihsanısın.. 

Bu satırlar;

Okulun ilk günü anısına...

Hatıra kalsın evladıma... 


Merve UYANIK YENER 

6 Mart 2021 Cumartesi

KOCA ÇINARIN ARDINDAN



Koca bir çınar görüyorum. 

Hürmet beklemek yerine hürmet göstermeyi şiar edinen...

Kendi yemeyip küçüğüne ikram eden... 

Komşular dışarda görürse ayıp olur diye evde yemek yemeyi tercih eden...

Herkes bir işle uğraşırken boş durmayı kendine yakıştıramayıp yerinde oturamayan... 

Koca bir çınar görüyorum... 

Sıla-i rahmimizin en kıymetlisi... 

Koca bir ailenin reisi... 

Pinos'ların en yaşlısı... 

Gölgesinde çocuklar ve torunlar... 

***

Mutlu bir günde çektiğim bu fotoğraf, meğer çekebileceğim son fotoğrafıymış dedemin.

Yanındayken, mutluluktan yazdığım bu satırların devamını da ardından göz yaşı dökerken getirmek varmış nasipte... 

Elhamdülillah ki ahirete inanıyoruz...

Asıl hayatın burada olmadığını biliyoruz... 

Vuslata ereceğimiz günü bekliyoruz sevdiklerimizle... 

***

Çocukluğumdan anılar uzanıyor hatrıma... 

Aynı şehirde olmamıza rağmen kalırdık zaman zaman dedemlerde.. Günün erken başlayışına tanık olurduk bu evde... Hem de okula yetişmesi gereken bir çocuk, işe koşması gereken bir yetişkin olmadığı halde. Sabah namazının vaktinin girmesiyle başlardı evde hayat... Ufak tefek tıkırtılarla, açılıp kapanan kapılarla, sessizce atılan adımlarla uyanırdık hemen çocuk kalbimizle... Camiden gelinceye kadar kahvaltıyı hazır ederdi anneannem. Erken kalkmanın, güne namazla başlamanın ne kadar lezzetli olduğunu hissederdik ruhlarımızın derinliklerinde.. 

*

Zaman zaman "Nasılsınız?" diye gelirdi kızının evine... Yangından mal kaçırırcasına hızlıydı her hal ve hareketi. Bir çay içimlik oturmaya ikna edemezdik çoğunlukla. Kızı dahi olsa yük olmak istemezdi kimseye. Bir bardak su içerdi onca yolun yorgunluğunu atmaya sonra yeniden yola koyulurdu... Kim bilir hangi gönlün hatrını sormaya...? 

*

Torunlarıyla güreşmeyi seven bir dedeydi. Üç torununu yakalardı eliyle, ayağıyla. Başlardı gıdıklamaya. Kurtulmak için ne kadar çabalasalar nafile... Çocukluğumun şen kahkahaları yankılanıyor kulaklarımda. Kim bilir belki de kurtulmayı istemiyordu onlar da... Kurtulan yeniden geliyordu yakalanmak için. 

*

Zaman elbette ki delip geçmişti bu ihtiyarı da... İnsan âciz bir varlıktı nihayetinde. Çocukluğumuzun o cevval dedesi, zamanın omuzlarına bindirdiği yükle çökmüştü son demlerinde. Ne kadar kısıtlansa da ölene dek yitirmediği en önemli özelliğiydi hızlı ve çevik olması. 

***

Koca bir çınarımız vardı...

Hizmet beklemek yerine yaşından beklenmeyen bir çeviklikle oğullarına, kızlarına, damatlarına, gelinlerine, torunlarına, misafirine, büyük küçük herkese hizmet için herkesten önce davranan...

Bir bardak su dahi olsa istemek talebinde olmayan... Hizmet ettirmektense hizmet etmeyi vazife bilen... 

Koca bir çınarımız vardı... 

Namaz vakti gelmeden abdestini alıp da camiinin yolunu tutan, ezanı camide bekleyen... 

Az ve öz konuşan... Kötü sözü ağzına almaktan haya eden... 

Koca bir çınarımız vardı... 

Sağ elin verdiğini sol eli bilmesin isteyen... 

Torunlarına herkesten gizli verdiği hediyelerle, harçlıklarına onları sevindiren... 

Çocuklar... Onun en sevdikleriydi. Çokça sevdiğinden midir bilinmez severdi çocuklar da onu... Küçük bebekler dahi kucağında ağlamazdı..

Koca bir çınarımız vardı... 

Ardında tatlı hatıralar bırakan... 

Koca bir çınarımız vardı... 

Ardında buruk gönüller, yaşlı gözler, dualı diller bırakan... 

Koca bir çınarımız vardı... 

Ardında gölgelenilecek bir ağacımız kalmayan... 

Koca bir çınardı o... 

Geçmişle olan son kuvvetli bağımızdı. 

Önceden terk-i diyar edenler ve hal-i hazırda bulunanlarla yaşam birlikteliği etmiş bir sülalenin en yaşlısıydı... 

Her ölüm bir şeyler alıp götürür insandan... 

Bir yaşlının ölümü de alıp götürür geçmişle bağımızı canlı tutan hatıraların menbaını.. 

Koca çınarın ardından... 

Geçmişten yana bir parça daha eksildik o gün.. 

***

Gurbetin en acı yanlarından biri de, sevdiklerinin son yolculuğunda olamamak yanlarında. Arda kalan eşyaların, yaşadığı mekanın içinde doyasıya dalamamak gözyaşlarıyla hatıralar seline... Sevdikleriyle onun hallerinden bahsederek yudumlayamamak hüznü son demine kadar... 

Gurbet ki;

Uzaktan yaşamaktı hatıraları, yalnız tatmaktı acıları, kelimelere yüklemekti duyguları...

Ondandır ki, hazanın hüznü derin oldu bu sefer. 

Satırlara nazar eden güzel yüreklerden dedesi için Bir Fatiha taleb eder...


Merve UYANIK YENER